istanbul'da saçın bile güzelleşiyor, anlıyor musun?


güzeldi. hiçbir şey düşünmedim ve sadece gezip alışveriş yaptım. ve tabi ki YEDİM. sonra hayatı bundan ibaret olan insanları düşündüm, onlara üzülmeye yeltenirken ulaşıma bi servet akıttığımız gerçeğine daha fena gözlerim doldu. bi ara tek hatırladığım o turnikeden bu turnikeye geçmeye çalıştığımızdı ve altı üstü aynı şehir içinde yer değiştiriyorduk. tamam. istanbul kalabalık ama yaşam var. bunu ankara'da yaşayan anlar, bilir, hüzünlenir. burda saat ondan sonra caddeler tenhalaşıyor. 
resim aşığı falan değilim, frida'yı sadece izlediğim filmden biliyordum ama yine de sergisine gitmeye kararlıydım.  gittim de ama açık konuşmak gerekirse sergiyi beğenmedim. filmde gördüklerimin yarısı bile yoktu, çok az tablo getirmişlerdi ve üstüne üstlük sergi sonunda en beğendiğim "şey" şu yukarıda görmüş olduğunuz, flaşsız çekimden ötürü sararmış diego rivera çizimi oldu. onun yerine biz de çarlık rusyası'nı anlatan rus ressamlarla yetindik ki yetinmek yetersiz bir kelime aslında, adamların yaptığı resim değil fotoğraftı daha çok.
o kadar gitmişken süresi uzatılmış body worlds sergisine de gitmemek olmazdı tabi, oraya da dahil oldum ancak ve ancak yıllar sonra eminim sergiden aklımda kalan tek şey çekiç, örs ve üzengi üçlüsü olacak. millet kasla beyinle büyülenirken ben bu üçlüyle kendimden geçtim ve nedenini kesinlikle bilmiyorum. bir de ceninler var tabi. iki haftalık, üç haftalık vs. gerçi onların "gerçekliği"nden şüphelenmedim değil; çünkü o kadar küçük şeyleri nasıl olup da alabildiklerini, muhafaza edebildiklerini kafam almıyor. bilen varsa anlatsın. 
hava da bize kıyak geçti bu birkaç gün içinde güneş gerçekten ısıtıyordu falan filan 

fakat

şu an çok soğuk.

matmazel ankara rüzgarlı odasından bildirdi. esen kalın.

edit| bunu da tesadüf eseri görmüş olduğumu hatırlayıp değinmek isteğime karşı koyamadım. okuyacağınız şey kelebek yazarlarından onur baştürk'e ait. daha doğrusu bir okuruna. ama okuyunca görülüyor ki kendisi de "ortamların" böyle olduğu düşüncesinde: 

Şehir Atlası
ANKARA MODASI VE ŞiMDiKi ANKARA
Aşk Tesadüfleri Sever, filmi dolayısıyla Ankara yeniden moda oldu.
Ve gördüğüm o ki, Ankara uzun zamandır hiç bu kadar iç geçirten, özlem duyulan muhabbetlerin içinde yer almamıştı.
Bu sebeple pazartesi günü “Benim için Ankara”yı çıtlatmıştım.
şimdi sıra yeni Ankara'da... Bugün neler yaşanıyor Ankara'da, Ankara gençliği nerelere gidiyor? Ben değil, Ankaralı okurum Utku aktaracak bu kez. Çünkü durumu özetleyen çok güzel bir mail atmış. işte Ankara'nın sosyal hayatındaki son perde:
“şu anda alışveriş merkezleri arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor.
Ankara'nın temel taşı Ankamall. Eskişehir yolu tarafında ise zirvedeki merkez Armada. O bölgede Cepa açılmış ve rakip olmuştu. Bunu Gordion ve Kentpark takip etti ve Armada'nın tahtı sallandı.
Çankaya bölgesinin zirvedeki ismi Panora. Ankara'nın istinye Park kıvamındaki alışveriş merkezi. Daha yapılırken açılmasını beklediğim birkaç mağaza bu seneyle birlikte oradaki yerini aldı (Hugo Boss, Burberry, Ralph Lauren). Panora'nın en büyük artısı ise lokasyonu ve giriş kısmında bulunan 10 mekanlık teras kısmı. Aslında hemen hemen her Ankaralı'nın beklediği ise bir alışveriş sokağı.
Buna en müsait olan yer tabii ki Tunalı. Beymen'in gelmesinden sonra az da olsa tekrar hareketlenen, Papermoon ile renklenen Tunalı bölgesinde Vakko da çok katlı mağazası ile yerini aldı....
Küçük istanbul diye tabir edilen, 34-06 çekişmesinin en çok yaşandığı Filistin Caddesi'ndeki son durum ise şöyle: Home Store buradaki yerini kapattı ve istanbul bir adım geriye düştü.
Ama yine de zirveye oynayan iki mekan da istanbullu; The House Cafe ve Kitchenette. Özellikle Kitchenette'de hafta sonları yer bulmak imkansız. The House Cafe ise istanbul'daki kimliğinden çok farklı bir biçimde lounge tarzında hizmet veriyor.

arkadaş siz hangi gençlikten bahsediyorsunuz? hadi alışveriş merkezleri tamam da hangi kafadaki gençlik papermoon'da yemeği bıraktım oturup bir şey içiyor? filistin caddesi'ndeki mekanlarda kaç lise, üniversite öğrencisi sürekli yiyip içiyor? hadi yediler bu insanlar ayın devamını nasıl getiriyor? bahsedilen hepi topu bin - iki bin kişilik bir öğrenci grubu. onların da babalarının parası var yiyorlar da gerisi? hani nerde "gençlik"? kaldı ki kitchenette'te iş güç sahibi insanların yemek yediği, hatta azıcık ses yapıldığında da size uyarılar döşedikleri gerçeği var. ayrıca arkadaş park caddesi'ni es geçmiş, olmadı bu bak. oysa gençlik hep orda. hep.

4 yorum :

francesca mckennitt dedi ki...

:)
Az ama özdü. En ünlü tabloları oradaydı :)

Çarlık Rusyası mükemmeldi. Ayrılamadım o tablolardan..

Ben de ceninlerden çok etkilenmiştim orada. Bir de hani bir iskelet var ya, omzuna derisini asmışlar çanta gibi. Uf çok tuhaftı :)

matmazel dedi ki...

ben özellikle şu ikisini görmeyi umuyordum:

http://galeri.uludagsozluk.com/32/frida-kahlo_58961.jpg

http://www.architectureoflife.net/wp-content/uploads/2011/01/frida-kahlo-13.jpg

yaşamı açısından bakıldığında bana göre en etkileyici olan bunlardı çünkü.

çarlık rusyası'na gerçekten diyecek bir şey bulamadım ben de bu kadar mı gerçekçi olurdu..

o çok fenaydı ya. düşündükçe bi tuhaf oluyorum. herhalde en rahatsız edici olanı oydu. bi de tabi büyümüş kalp. zihnimde fotoğraflandı desem yeridir.

julia dedi ki...

Onur Baştürk Ankara'dan gelen bir mail'i aktarmış sadece.
Başka bir yazısında da kızılırmak sinemasının kapandığını yazmıştı,ama hala duruyor.bunlar hep yanlış mesajlardan kaynaklanıyor.
Aynen katılıyorum,üniversitedeyim,ve bu yerlere giden en fazla bir iki kişi.

matmazel dedi ki...

ahah. öyle bi beyanatı da mı varmış. onur baştürk konusunda karmaşık duygular içindeyim, anlatamıyorum.